20 Ekim 2006

"Biz" büyük bir topluluğuz. Heyecanlarımız, korkularımız, öfkelerimiz, sevgilerimiz ve bunları ifade şekillerimizle de büyük topluluk olmanın tüm özelliklerini gösteriyoruz. Her ne kadar kendimizi geri kalan dünyaya adapte etmeye ve onun bir paçası olmaya çalışsakta "biz"im kaderimiz dünyanın parçası olmak değil dünyaya şekil vermek. Zaman zaman yaşadığımız tranvalar bile o kadar büyük ve yıkıcı oluyor ki; ayakta kaldığımıza "biz"den en çok nefret edenler bile şaşırıyordur ama aynı zamanda da gıpta ediyorlardır. Eminim!
Ama anlaşılması zor olan, bu kadar farklı iken ve artık şekil vermek genlerimize işlemişken neden şekil almaya bu kadar can atıyoruz. Besbelli, şekil alamıyoruz "biz"e giydirilen tüm giysiler bize çok ama çok küçük geliyor. Nefes bile alamıyoruz bu giysilerde. Zaten "biz"e giydirilebilecek giysileri üretmeye de henüz muktedir olan çıkmadı.

Atalım şu iğreti giysileri de kendi kumaşımızdan, kendi zevkimize göre kendi el ve fikir işçiliğimizle elbise dikelim. Zaten, şu an yaşanılan tramvanın da üstümüze olmayan elbisenin yırtılmadan önce son kez denenmesinden başka bir şey olmadığına o kadar eminim ki...

2 yorum:

H a l i l ÇELİK dedi ki...

Biri çarşaflı, öteki ise başı açık iki kadın Ayasofya Müzesi'ne girmek için kuyrukta beklemektedir. Kısa saçlı olanın üzerinde dizlerine kadar bir etek, bedenini saran bir bluz ve bir kısa ceket vardır. Çarşaf giyen kadına dönerek, bunun bilet kuyruğu olup olmadığını sorar.

Çarşaflı kadın çok şaşırır, hayretler içinde, "Türkçe biliyor musunuz?" diye sorar.

Sorudan biraz rahatsız olan kısa saçlı kadın, "Evet!" der, "Türk'üm!".

"Aaaa!" der çarşaflı kadın, "Hiç Türk'e benzemiyorsunuz. Ben yabancı sanmıştım sizi."

Öteki kadın cevap verir. "Siz de hiç Türk'e benzemiyorsunuz. Ben de sizi Arap sanmıştım."

Çarşaflı kadın cevap verir: "Elhamdülillah Türk'üz ve müslümanız."

Kısa saçlı kadın, "Biz de öyleyiz" der...

Güllerevurgunum dedi ki...

"Biz"i anlatmaya yetecek çok nadide bir örnek.