14 Haziran 2007

“Biz”, kahraman(lar)ımızı bekliyoruz. Bundan önce bir yerlere ulaşmamızı sağlayan o üstün kişilerin, yine gelmesi ve “biz”i aydınlık, mutlu, müreffeh geleceğe taşımasını umuyoruz. Nasıl olsa, bir gün kahramanlarımız gelecek. Daha önce ne zaman sıkışsak ortaya çıktıkları gibi ortaya çıkıp “biz”i kurtaracaklar. Tıpkı Ergenekon’da, Malazgirt’te ve 1920’ler de olduğu gibi. Üstünde düşünüldüğün de örnekler arttırılabilir de.
Peki, basit insanlar olarak “biz”im üstümüze düşen hiç mi bir görev yok? O “kahraman”ların yetiştiği çevreyi yaratmak mesela. Onların hayat bulacakları maddi ve manevi iklimi şekillendirmek hiç mi sorumluluğumuz değil. Kollarımızı birbirine kavuşturarak ve bağdaş kurarak mı beklemeliyiz kahramanları?
Hatta niçin üstün kahramanlara ihtiyaç duyuyoruz? O kadar mı aciziz? Birey olarak birlikteliğimiz sayesinde beklentilerimize ulaşamaz mıyız? Kişilere bağlı olmaktan kurtulmak ve kurumların ön plana çıktığı bir yapı kurmak bu kadar mı zor?

Ama bu tür soruların cevabı için sanırım “biz kimiz” sorusuna cevap vermek gerekiyor. Sahi “biz” kimdik?

06 Haziran 2007

"Biz"i anlamak için aslında önce "ben"i anlamamız gerektiğini gördüm. "Biz", biz olamıyoruz kendimizi anlayamadıktan sonra ve insan ne kadar çok kendi iç dünyasında derin yolculuklara cesaret ederse o kadar özgürleşiyor ve içinde bulunduğu durumu nesnel olarak değerlendirebiliyor. "Ben" olarak cevaplarını vermemiz gereken soruların başını boş bıraktığımız sürece, "biz kimiz" sorusu uzun süre bu blogun gündemi olarak kalacaktır. Maalesef, "biz kimiz" sorusuna konsensüse varılmış şekilde cevap bulamadığımız sürece de hasretini çektiğimiz dünyaya ulaşamayacağız.
Kendi kendimizi anlayamadığımız için kendimizi anlatamıyoruz ve dahası birbirimizle anlaşamıyoruz . Sonuçta da anlaşılmamaktan/yalnızlıktan şikayet ediyoruz. Halbuki; sorunumuz anlaşılmamak mı anlatamamak mı? Cevabından korkamadan ve tarafgirane olmayan bir şekilde bu soruya cevabınız ne olurdu?
Belki ukalalık belki Don Kişot'luk bu soruları sormak. Ama soran çıkmayınca birileri bu görevi üstlenmeli diye düşündüm. Durumdan vazife çıkarmak benimkisi. Dayanamadığım ise; insanların bu soruları yok farz ederek yaşamaları. Ufak şeylerle mutlu olmaları ve hapsedildiğimiz şu küçücük toprak parçasını yeter görmeleri. Halbuki, çok değil bir kaç asır evvel hedef dünya idi...

Peki "biz" şu an kimiz ve "biz"e ne oldu?