14 Aralık 2006

"Biz"i anlatmaya kendi fikir dünyam yetmediğinde, düşüncelerime tercüman olan ve yüzde yüz katıldığım yazılardan destek almak çok iyi oluyor. Buna bir örnek aşağıda;

"Bir toplumun aidiyet bilincinin yok edilmesi için mutlaka savaşın yıkımlarını yaşaması gerekmiyor. Fakat, aidiyet bilincinin parçalanması, sahip olduğu tarihi, kültürel birikimin yok edilmesi çoğu kez baş vurulan yöntemlerden. İstanbul bu anlamda eşine az rastlanır bir örnek olarak, sağlam çıktığı savaştan sonra kendi eliyle yıkıma tabi tutuldu.
Batı medeniyetine mensubiyetimizi ispatlamak adına yüzlerce yıllık kendi medeniyetimizin birikimlerini yıkarak işe başladık. İstanbul, örneğine tarihte az rastlanan türden bir tarih katliamına maruz kaldı. Tarihin ve kültürel mirasın yıkımı ile ulaşılmak istenen hedefle topluma giydirilmek istenen “deli gömleği” arasındaki ilişkiyi kurmadan eski İstanbul'a hayıflanmak pek anlamlı gelmiyor. Kendi medeniyetimizle kurduğumuz veya kuramadığımız bu ilişkinin sonucunda; kültürel anlamda kendi kendini sömürgeleştirmeyi başaran ve muhtemelen başka örneği bulunmayan bir deneyimi gerçekleştirdik.
Sonuçta, yeni bir medeniyete dahil olmak adına asli medeniyetinin birikimlerini, sembollerini yok sayan, hayattan silinmesini zorunlu gören bir anlayışa kurban edildi şehirlerimiz"

04 Aralık 2006

"Biz", beğendiğimiz veya beğenmediğimiz, benimsediğimiz veya benimsemediğimiz tüm yaşam formları ile bir mozaiğiz. Bazıları ayakkabı bağlamayı 15. asırda öğrenip, 16. asırda kendileri gibi olmayanları boğazlamaya başladığında; "biz", pay-i tahtımızın kapısını boğazlananlara açmış insanlardık.
Şu anda yaşadığımız sorunlar ise elmas gibi değerli özelliklerimizi, parlak camlarla eşdeğer sefilliklerle değiştirme ahmaklığımızından kaynaklanıyor. Bu özelliklerimize sahip çıkmayı utanç saymaya başladığımız andan itibaren kaybetmeye başladık. Kaybetmek ise giderek bir alışkanlık oldu. Alışkanlıklar ise "biz"i sefilleştirdikte sefilleştirdi ve bu kısır döngü (veya eskilerin dediği gibi fasit daire) ruhumuza işledi. Artık "böyle gelmiş böyle gider" yaşam felsefemiz oldu.

Bu bir atalet sorunudur ve döngünün kırılması tamamen bu döngü dışında kalan, döngü dışında hissiyata sahip ve döngüyü kırma iradesi gösteren insanlar sayesinde olacaktır.

Buhran girdabındayız ve nesillerdir bu girdaba çekiliyoruz. Ama girdaba direnme gücümüz olmadıkça, girdabı kontrol etmek mümkün olmayacaktır.

Oyunun kurallarını koyanlar veya yeni oyun kuranlar, bu tür bir ayrıcalığa sahip olmanın bedelini mutlaka ödemişlerdir. Bir bedel olduğunu ve bugünden yarına bir değişiklik
olmayacağını bilincinde olan fedakar nesiller sayesinde oyun kurup kural koyanlardan olmalıyız. Zira, böyle gelmiş olabilir ama böyle gideceğini kabul etmek zilletimizi yeni nesillere aktarmak ve onların geleceklerini de çalmaktır.

20 Kasım 2006

Son zamalarda bloğumu ihmal ediyorum ama bu üstüne düşünmekten vazgeçtiğim anlamına gelmiyor. Fakat üretken değilim ve kendimi tekrardan korkuyorum. O yüzden Can Yücel'e başvuruyorum. Benim aynı derdi çeken birinden bir kaç satır;

Katilimiz, iletişimsizliğin soğuk duvarı...Peşin hükümlerimiz, böbürlenmelerimiz, paranoyalarımız...Onlar bizi arzın her köşesinde, ıssız bir çölde ya da kentin en işlek caddesinde yapayalnız bırakabiliyor.Ama bazen hijyenik bir turda, hiç tanımadığımız bir coğrafyayı otobüsümüzün yüksek camlarının ardından süzerken başımıza gelen bir felaket, bizimle aynı dili konuşanları "hasım", hiç tanımadıklarımızı "hısım" hale getirebiliyor.

O yüzden "anlaşılmak istiyorsan DİNLE ! "

15 Kasım 2006

"Biz"im kayıp ettiğimiz noktalar üstüne düşünmeye devam ediyorum. Dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyorum. Sorun, çok içe kapalı olmak. O kadar kendimizle meşgulüz ki, "biz"e bel bağlayanlara o kadar yabancılaşmışız ki, ruhumuz miyoplaşmış. Burnumuzun ucundan hariç hiç bir şey göremiyoruz.
Halbuki, "biz"i besleyen en önemli kaynaklar hep dışarıdaydı. Şimdi, o kaynaklardan hiç bir şey gelmesine izin vermiyoruz ve kurudukça kuruyoruz. Dışa açılmak, küreselleşmek, entegrasyon, adaptasyon vs. gibi kavramlar çıktı son zamanlarda. Sanki yeni kavramlar!!!
Hiçte değil......
Bunu anlamak için bir kaç tarih kitabı okumak yeter. Adları konmamış olsa da, biz hem küreselleşmiş hem de dışa açılmıştık. "Biz"e entegre ve adapte olunurdu. Ve Şimdi "biz"den aldıklarını bize etiketini değiştirerek satıyorlar. Ama bundan acı olan bu ucuz numarayı yutmamızı bekliyorlar.
Yutmayı denedik te...... Ama olmuyor. Bünyemiz kaldırmıyor. Zaten çektiğimiz sıkıntılar ve sancılarda bu hazımsızlıktan kaynaklı.
Biz kimiz?

20 Ekim 2006

"Biz" büyük bir topluluğuz. Heyecanlarımız, korkularımız, öfkelerimiz, sevgilerimiz ve bunları ifade şekillerimizle de büyük topluluk olmanın tüm özelliklerini gösteriyoruz. Her ne kadar kendimizi geri kalan dünyaya adapte etmeye ve onun bir paçası olmaya çalışsakta "biz"im kaderimiz dünyanın parçası olmak değil dünyaya şekil vermek. Zaman zaman yaşadığımız tranvalar bile o kadar büyük ve yıkıcı oluyor ki; ayakta kaldığımıza "biz"den en çok nefret edenler bile şaşırıyordur ama aynı zamanda da gıpta ediyorlardır. Eminim!
Ama anlaşılması zor olan, bu kadar farklı iken ve artık şekil vermek genlerimize işlemişken neden şekil almaya bu kadar can atıyoruz. Besbelli, şekil alamıyoruz "biz"e giydirilen tüm giysiler bize çok ama çok küçük geliyor. Nefes bile alamıyoruz bu giysilerde. Zaten "biz"e giydirilebilecek giysileri üretmeye de henüz muktedir olan çıkmadı.

Atalım şu iğreti giysileri de kendi kumaşımızdan, kendi zevkimize göre kendi el ve fikir işçiliğimizle elbise dikelim. Zaten, şu an yaşanılan tramvanın da üstümüze olmayan elbisenin yırtılmadan önce son kez denenmesinden başka bir şey olmadığına o kadar eminim ki...

27 Eylül 2006

"Biz", keşke birbirimizi anlasak. O zaman "biz" olmanın zevkine varabilirdik sanırım. Aynı dili konuşmayı iletişim sanmamamız gerektiğini ne zaman anlayacağız. Bunu da çok merak ediyorum. Sesi en çok çıkanın haklı olduğu bir ortamda "biz" değil "o " vardır. Halbuki, geçmiş, şu an ve gelecek "biz" olmanın önemini kavrayanların olmuştur ve olacaktırda. Sadece aynı coğrafya da yaşamak "biz" olmak için yeter şart olmadığı gibi "biz"i oluşturmak için aynı dili konuşmakta gerek şart değildir. Tek gerek olan, huzurlu ve mutlu bir hayat sürme idealidir. Bu ideale sahip nesiller mutalaka ortak dili bulacaktır ve kendilerinden sonrakilere huzuru devredeceklerdir. Umarım, "biz" bu huzur ortamını oluşturup devredenlerin ilk nesli oluruz ve çoluğumuz ile çocuklarımız tarafından hayırla yad ediliriz.

25 Eylül 2006

"Biz"im hayatta kayıp edeceğimiz çok şey vardır. Bu yüzden bunları kayıp etmemek için hayata dört elle sarılmışısızdır. Ölümü ise hayatımızdan çıkarttık. Korkuyoruz ölümden. Ölüm bir düşman. Kazanıp didindiğimiz herşeyi elimizden alan bir düşman. Ondan kurtulmanın bir yolu olmalı. Ama bir gün onuda bulacağız.
Peki ya ölüm düşman değilse? Ya büyük bir lütufsa? Ondan korkmasak bize dost olur mu acaba? Acaba niye biz bu kadar korkar olduk ölümden? Bir yeni insan dünya ya gelirken sevinip bunu normal karşılıyorken neden biri öldüğünde üzülüyoruz ve bu doğa olayını lanetliyoruz? Bencilliğimizden olabilir mi ?Bu onun için belki kurtuluş olmuştur? Niye doğmak herkese yakışırken ölmek yakışmıyor?Acaba hayatın gerçek anlamı ölümle birlikte yaşandığında bulunabilir mi?
Ecdadın önünde dünya eğilirken, onların sahip olduğu ve "biz"im şu an sahip olmaığımız şey ölüme karşı pervasızlıktı. Dünyaya kök salmak derdi yoktu onların. Hayatta elde ettikleri şeylerin birer cam parçası olduğuna ama asıl elmasların ölümden sonra kazanılacağına inançları vardı. Zaman döndü ve "biz" camları elmaslara tercih eder olduk.

İyi mi ettik dersiniz?
"Biz" çok akıllıyız. Görmediğimiz hiçbir şeye inanmayız. Gördüklerimizide tekrar sorgularız. Bütün doğrulara akıl ile ulaşılacağını biliriz. Metafizik yoktur. Eğer gerçekler görünüyorsa gerçektir. Görmediğimiz şeyleri havanın puslu olduğundan ve görme uzvumuzun tam kapasite ile çalışmadığından göremeyebileceğimizi hiç düşünmeyiz. Aklımızın herşeye her erdiğini ve çok zeki olduğumuzu biliriz. Hatta "biz"den daha zekisi de yoktur. Bedir'de, Uhud da, Hendek'te, Hayber'de, Cebel-i Tarık'ta, Malazgirt'te, 1453'te İstanbul önlerinde, Mohaç'ta, Kanije önlerinde, Plevne'de,Çanakkale'de ve Sakarya kıyılarında canlarını verenlerde zaten zeki olsalardı canlarını vermezlerdi. Ne kazandılar ki sanki?
İyi ki, "biz" daha zekiyiz. Bu yüzden zilletin ne olduğunu bilmiyoruz. Dünya da bize gıpta ile bakıyor. Gıpta duymayanlarda "biz"den ölesiye korkuyor. "Biz", bizden öncekilerin yaptığı delilikleri yapmıyoruz. Allah'a şükür.

23 Eylül 2006

"Biz" bir kütleyiz. Duygusuz, ruhsuz ve maddeci. Kendi köklerimizden utanan ve uzaklaşmaya çalışan ama bunu bile başaramayan bir kütle. Nereye gittiğine dair fikri olmayan, "biz" biz yapan değerleri "öcü" sanan, kendini tanımaktan aciz yığın. Kültür ve medeniyetin meyvesi olan teknolojik ilerlemeyi, kültür ve medeniyetin gayesi sanan meczuplar topluluğu. Medeniyet sahipliği ile teknik üstünlüğün arasındaki farkı anlayamacak kadar da basiretsiz.

Biz işte buyuz...

21 Eylül 2006

"Biz"i anlatmak artık bir ihtiyaç benim için. "Biz" diye bütün dillere girmiş bu zamir.Aslında çağrıştrdığı gibi, çoğul bir anlam ihtiva etmiyormuş. İnsan yaşadıkça bunu anlıyor. Sadece ve sadece küçük bir aidiyet ifade ediyor. O da belki... İfade ettiği sadece bir yığının fiziksel parçası olmak. Kaç kişi etrafındakilerle gerçekten "biz"i oluşturabiliyor? Gördüğüm sadece bir yalnızlık. Bazıları teselliyi gerçeği red ederek buluyor. Çoğunluk ise bu gerçeği görmüyor bile ve görmediği içinde aklına gelmiyor. Bunlar ne zaman ki; bir büyük olayla hayatı sarsılır ve "biz"e gerçekten ihtiyaç duyar, o zaman ani bir şok geçirir ve böylece gerçekle yüzleşir. Yığınlar halinde yaşıyor olmak "biz" olduğumuzu zannettiriyor "biz"e. Ama "biz" olduğumuz noktalar yanılgılarımız, aldanmalarımız ve inkarlarımız. Oturupta "biz" olmak için neler lazım diye maddeler halinde açıklayacak halim yok, zaten bu tür bir girişimde sadece ukalalık olur. Bunun çözümü olup olmadığını da bilmiyorum. Belki de önemli bile değildir. Ama beni kahreden yığınların önlerine geldiği gibi "biz" kelimesinin için doldurması.
Artık haykırmak istiyorum. "Biz" diye bir şey yok. Sadece birbirimize katlanıyoruz bu da bizi yığınlar halinde yaşamaya itiyor. Ne kadar çabuk yalnızlıklarımızla yüzleşilirse o kadar sağlıklı bir düzeye ulaşılır.
Biz = sen+ben+o+siz+onlar

Kısaca tarif...