27 Eylül 2006

"Biz", keşke birbirimizi anlasak. O zaman "biz" olmanın zevkine varabilirdik sanırım. Aynı dili konuşmayı iletişim sanmamamız gerektiğini ne zaman anlayacağız. Bunu da çok merak ediyorum. Sesi en çok çıkanın haklı olduğu bir ortamda "biz" değil "o " vardır. Halbuki, geçmiş, şu an ve gelecek "biz" olmanın önemini kavrayanların olmuştur ve olacaktırda. Sadece aynı coğrafya da yaşamak "biz" olmak için yeter şart olmadığı gibi "biz"i oluşturmak için aynı dili konuşmakta gerek şart değildir. Tek gerek olan, huzurlu ve mutlu bir hayat sürme idealidir. Bu ideale sahip nesiller mutalaka ortak dili bulacaktır ve kendilerinden sonrakilere huzuru devredeceklerdir. Umarım, "biz" bu huzur ortamını oluşturup devredenlerin ilk nesli oluruz ve çoluğumuz ile çocuklarımız tarafından hayırla yad ediliriz.

25 Eylül 2006

"Biz"im hayatta kayıp edeceğimiz çok şey vardır. Bu yüzden bunları kayıp etmemek için hayata dört elle sarılmışısızdır. Ölümü ise hayatımızdan çıkarttık. Korkuyoruz ölümden. Ölüm bir düşman. Kazanıp didindiğimiz herşeyi elimizden alan bir düşman. Ondan kurtulmanın bir yolu olmalı. Ama bir gün onuda bulacağız.
Peki ya ölüm düşman değilse? Ya büyük bir lütufsa? Ondan korkmasak bize dost olur mu acaba? Acaba niye biz bu kadar korkar olduk ölümden? Bir yeni insan dünya ya gelirken sevinip bunu normal karşılıyorken neden biri öldüğünde üzülüyoruz ve bu doğa olayını lanetliyoruz? Bencilliğimizden olabilir mi ?Bu onun için belki kurtuluş olmuştur? Niye doğmak herkese yakışırken ölmek yakışmıyor?Acaba hayatın gerçek anlamı ölümle birlikte yaşandığında bulunabilir mi?
Ecdadın önünde dünya eğilirken, onların sahip olduğu ve "biz"im şu an sahip olmaığımız şey ölüme karşı pervasızlıktı. Dünyaya kök salmak derdi yoktu onların. Hayatta elde ettikleri şeylerin birer cam parçası olduğuna ama asıl elmasların ölümden sonra kazanılacağına inançları vardı. Zaman döndü ve "biz" camları elmaslara tercih eder olduk.

İyi mi ettik dersiniz?
"Biz" çok akıllıyız. Görmediğimiz hiçbir şeye inanmayız. Gördüklerimizide tekrar sorgularız. Bütün doğrulara akıl ile ulaşılacağını biliriz. Metafizik yoktur. Eğer gerçekler görünüyorsa gerçektir. Görmediğimiz şeyleri havanın puslu olduğundan ve görme uzvumuzun tam kapasite ile çalışmadığından göremeyebileceğimizi hiç düşünmeyiz. Aklımızın herşeye her erdiğini ve çok zeki olduğumuzu biliriz. Hatta "biz"den daha zekisi de yoktur. Bedir'de, Uhud da, Hendek'te, Hayber'de, Cebel-i Tarık'ta, Malazgirt'te, 1453'te İstanbul önlerinde, Mohaç'ta, Kanije önlerinde, Plevne'de,Çanakkale'de ve Sakarya kıyılarında canlarını verenlerde zaten zeki olsalardı canlarını vermezlerdi. Ne kazandılar ki sanki?
İyi ki, "biz" daha zekiyiz. Bu yüzden zilletin ne olduğunu bilmiyoruz. Dünya da bize gıpta ile bakıyor. Gıpta duymayanlarda "biz"den ölesiye korkuyor. "Biz", bizden öncekilerin yaptığı delilikleri yapmıyoruz. Allah'a şükür.

23 Eylül 2006

"Biz" bir kütleyiz. Duygusuz, ruhsuz ve maddeci. Kendi köklerimizden utanan ve uzaklaşmaya çalışan ama bunu bile başaramayan bir kütle. Nereye gittiğine dair fikri olmayan, "biz" biz yapan değerleri "öcü" sanan, kendini tanımaktan aciz yığın. Kültür ve medeniyetin meyvesi olan teknolojik ilerlemeyi, kültür ve medeniyetin gayesi sanan meczuplar topluluğu. Medeniyet sahipliği ile teknik üstünlüğün arasındaki farkı anlayamacak kadar da basiretsiz.

Biz işte buyuz...

21 Eylül 2006

"Biz"i anlatmak artık bir ihtiyaç benim için. "Biz" diye bütün dillere girmiş bu zamir.Aslında çağrıştrdığı gibi, çoğul bir anlam ihtiva etmiyormuş. İnsan yaşadıkça bunu anlıyor. Sadece ve sadece küçük bir aidiyet ifade ediyor. O da belki... İfade ettiği sadece bir yığının fiziksel parçası olmak. Kaç kişi etrafındakilerle gerçekten "biz"i oluşturabiliyor? Gördüğüm sadece bir yalnızlık. Bazıları teselliyi gerçeği red ederek buluyor. Çoğunluk ise bu gerçeği görmüyor bile ve görmediği içinde aklına gelmiyor. Bunlar ne zaman ki; bir büyük olayla hayatı sarsılır ve "biz"e gerçekten ihtiyaç duyar, o zaman ani bir şok geçirir ve böylece gerçekle yüzleşir. Yığınlar halinde yaşıyor olmak "biz" olduğumuzu zannettiriyor "biz"e. Ama "biz" olduğumuz noktalar yanılgılarımız, aldanmalarımız ve inkarlarımız. Oturupta "biz" olmak için neler lazım diye maddeler halinde açıklayacak halim yok, zaten bu tür bir girişimde sadece ukalalık olur. Bunun çözümü olup olmadığını da bilmiyorum. Belki de önemli bile değildir. Ama beni kahreden yığınların önlerine geldiği gibi "biz" kelimesinin için doldurması.
Artık haykırmak istiyorum. "Biz" diye bir şey yok. Sadece birbirimize katlanıyoruz bu da bizi yığınlar halinde yaşamaya itiyor. Ne kadar çabuk yalnızlıklarımızla yüzleşilirse o kadar sağlıklı bir düzeye ulaşılır.
Biz = sen+ben+o+siz+onlar

Kısaca tarif...