"Biz"i anlatmaya kendi fikir dünyam yetmediğinde, düşüncelerime tercüman olan ve yüzde yüz katıldığım yazılardan destek almak çok iyi oluyor. Buna bir örnek aşağıda;
"Bir toplumun aidiyet bilincinin yok edilmesi için mutlaka savaşın yıkımlarını yaşaması gerekmiyor. Fakat, aidiyet bilincinin parçalanması, sahip olduğu tarihi, kültürel birikimin yok edilmesi çoğu kez baş vurulan yöntemlerden. İstanbul bu anlamda eşine az rastlanır bir örnek olarak, sağlam çıktığı savaştan sonra kendi eliyle yıkıma tabi tutuldu.
Batı medeniyetine mensubiyetimizi ispatlamak adına yüzlerce yıllık kendi medeniyetimizin birikimlerini yıkarak işe başladık. İstanbul, örneğine tarihte az rastlanan türden bir tarih katliamına maruz kaldı. Tarihin ve kültürel mirasın yıkımı ile ulaşılmak istenen hedefle topluma giydirilmek istenen “deli gömleği” arasındaki ilişkiyi kurmadan eski İstanbul'a hayıflanmak pek anlamlı gelmiyor. Kendi medeniyetimizle kurduğumuz veya kuramadığımız bu ilişkinin sonucunda; kültürel anlamda kendi kendini sömürgeleştirmeyi başaran ve muhtemelen başka örneği bulunmayan bir deneyimi gerçekleştirdik.
Sonuçta, yeni bir medeniyete dahil olmak adına asli medeniyetinin birikimlerini, sembollerini yok sayan, hayattan silinmesini zorunlu gören bir anlayışa kurban edildi şehirlerimiz"
14 Aralık 2006
04 Aralık 2006
"Biz", beğendiğimiz veya beğenmediğimiz, benimsediğimiz veya benimsemediğimiz tüm yaşam formları ile bir mozaiğiz. Bazıları ayakkabı bağlamayı 15. asırda öğrenip, 16. asırda kendileri gibi olmayanları boğazlamaya başladığında; "biz", pay-i tahtımızın kapısını boğazlananlara açmış insanlardık.
Şu anda yaşadığımız sorunlar ise elmas gibi değerli özelliklerimizi, parlak camlarla eşdeğer sefilliklerle değiştirme ahmaklığımızından kaynaklanıyor. Bu özelliklerimize sahip çıkmayı utanç saymaya başladığımız andan itibaren kaybetmeye başladık. Kaybetmek ise giderek bir alışkanlık oldu. Alışkanlıklar ise "biz"i sefilleştirdikte sefilleştirdi ve bu kısır döngü (veya eskilerin dediği gibi fasit daire) ruhumuza işledi. Artık "böyle gelmiş böyle gider" yaşam felsefemiz oldu.
Bu bir atalet sorunudur ve döngünün kırılması tamamen bu döngü dışında kalan, döngü dışında hissiyata sahip ve döngüyü kırma iradesi gösteren insanlar sayesinde olacaktır.
Buhran girdabındayız ve nesillerdir bu girdaba çekiliyoruz. Ama girdaba direnme gücümüz olmadıkça, girdabı kontrol etmek mümkün olmayacaktır.
Oyunun kurallarını koyanlar veya yeni oyun kuranlar, bu tür bir ayrıcalığa sahip olmanın bedelini mutlaka ödemişlerdir. Bir bedel olduğunu ve bugünden yarına bir değişiklik
olmayacağını bilincinde olan fedakar nesiller sayesinde oyun kurup kural koyanlardan olmalıyız. Zira, böyle gelmiş olabilir ama böyle gideceğini kabul etmek zilletimizi yeni nesillere aktarmak ve onların geleceklerini de çalmaktır.
Şu anda yaşadığımız sorunlar ise elmas gibi değerli özelliklerimizi, parlak camlarla eşdeğer sefilliklerle değiştirme ahmaklığımızından kaynaklanıyor. Bu özelliklerimize sahip çıkmayı utanç saymaya başladığımız andan itibaren kaybetmeye başladık. Kaybetmek ise giderek bir alışkanlık oldu. Alışkanlıklar ise "biz"i sefilleştirdikte sefilleştirdi ve bu kısır döngü (veya eskilerin dediği gibi fasit daire) ruhumuza işledi. Artık "böyle gelmiş böyle gider" yaşam felsefemiz oldu.
Bu bir atalet sorunudur ve döngünün kırılması tamamen bu döngü dışında kalan, döngü dışında hissiyata sahip ve döngüyü kırma iradesi gösteren insanlar sayesinde olacaktır.
Buhran girdabındayız ve nesillerdir bu girdaba çekiliyoruz. Ama girdaba direnme gücümüz olmadıkça, girdabı kontrol etmek mümkün olmayacaktır.
Oyunun kurallarını koyanlar veya yeni oyun kuranlar, bu tür bir ayrıcalığa sahip olmanın bedelini mutlaka ödemişlerdir. Bir bedel olduğunu ve bugünden yarına bir değişiklik
olmayacağını bilincinde olan fedakar nesiller sayesinde oyun kurup kural koyanlardan olmalıyız. Zira, böyle gelmiş olabilir ama böyle gideceğini kabul etmek zilletimizi yeni nesillere aktarmak ve onların geleceklerini de çalmaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
