10 Aralık 2009

"Bizim, bir türlü önemsemediğimiz dil sorunumuzu çözmemiz lazım. Dilimizi geliştirmeden ve gelişen dünya şartlarına uyumunu gerçekleştirmeden ne fikir ne de irfan üretmemiz imkansız. Fikirsiz ve irfansız bir medeniyetin de uzun süre hayatta kalması mümkün değil. Nasıl eğitim "biz"im en önemli önceliğimiz, tarih bilincimiz ve kendimizle barışmamıza giden yolun ilk virajı ise, dilimiz de dünyaya sunduğumuz iddianın sunumu ve yayılması için en önemli aracımızdır.

Bu kadar çok kavramları kargaşa içinde olan ve yeniliklere adaptasyon kabiliyeti zayıf bir dilin hakim kültür dillerinin etkisinde kalması çok doğaldır. Birazda yaşadığımız tramvanın etkisi ile aşağılık psikolojimizi de yansıta şu an kullandığımız dilin, devrimler sırasında ve sonrasında ırzına da geçildiğini düşünürsek yapılması gereken işlerin büyüklüğü daha da çok ortaya çıkmaktadır.

Bir dilin gelişmesi için yapılması gereken isen o dilden bütün yabancı kelimeleri cımbızla ayıklayıp dili tüysüzleştirmek değildir. Bununla birlikte hangi kelimelerin artık dilin ayrılmaz parçası olduğunun analizi ve bu çerçevede hala kurtarılabilecek kelimeler varsa yenileri ile değiştirilmesi şiddetle ve aciliyetle yapılması gereken bir iştir.

Buna ilave olarak kaliteli ve edebi dil kullanılarak yazılan eserlerinin sayısının hızla çoğaltılıp bu eser neşr edenlere destek vererek bu eserlerin çok geniş okuyucu kitlelerine ulaşması sağlanmalıdır. Abur cubur yayınlarda ki türkçenin de hızla elden geçirilerek hakim kültürün etkilerinden arındırılmadır.

Son olarak yapılacak şey ise; günlük dilin gözden geçirilmesidir. geiş halk kitlelerinin kullandığı dilin bir üst kültür dili olarak ta kendine yer etmesi engellenmelidir. Bu çerçevede özellikle kitle iletişim araçlarının kullandığı dil üzerinde sıkı bir takip uygulanması gerekmektedir. Özellikle, televizyonun genç ve çocukların öğreneceği dile etkisinin kötü yönde olması engellenmesi gerekir.

Sanırım, bunların da önem arz ettiği günler çok yakında gelecektir.

31 Ekim 2009

"Biz" özü ile rutini farklı bir organizmayız. Yapısal kodlarımızı reddetmemiz özümüzün inkarını beraberinde getirirken, "bizim" gibi olmayanlara öykünmemiz rutinimizi özleri çok farklı olanlara benzetiyor. Bu durumda özümüz ile rutinimiz arasında uçurumlar oluşuyor.

Halbuki, basitçe "biz" kimiz? diye sorsak özümüzü bulacağız ve bu özün içindeki cevheri keşfettiğimiz anda da zaten bu büyük rutin oluşturabilme, cazibe merkezi olabilme yetilerimiz hemen devreye girecek. Hani hep diyorum ya "bizim" kaderimiz değişmek ve şekillenmek değil değiştirmek ve şekil vermektir diye. İşte bu kaderimizden kaçmak ister gibi bir halimiz var. Özümüz ile rutinimiz arasına bu kadar mesafe koymanın anlamı başka ne olabilir ki?

Sadece kaderimizden kaçmaya çalışmak...

07 Eylül 2009

"Biz" büyük bir açlık içindeyiz. İhtiyacımız olmayan şeylere karşı bir açlık bu. Aşırı derecede de mutsuz bir kütleyiz. Mutsuzluğumuzun sebebini ise yüreklerine dokunamadığımız insanlar değil, alamadığımız eşyalar teşkil ediyor.

İddiasında olduğumuz medeniyet anlayışı yerine yıkıcı ve bozucu bir hayat perspektifinin peşinde sadece bu dünyaya endeksli şekilde yaşıyoruz. Rutine esir olmayı bir mecburiyet olarak değil tercih olarak benimsemişiz. "Biz" kimdik, neydik ve ne olduk? soruları artık gündemimize gelmeye başladığında ise bu rutine esir olmuş çiğ ruhların bir şahlanışı ile karşılaşıyoruz. Halbuki; "biz" ilâhi isteğin gerçekleşmesine aracı olan bir topluluğuz. Bu görev bilinci bir travma sonucu unutulmuş olsa bile tramva etkisini kayıp ettiğinde tekrar özümüze dönüp bu bilince sahip çıkacağız.

Sadece zaman meselesi...

17 Ağustos 2009

“Biz”im medeniyet iddiamızı hatırlamamıza ihtiyacımız var. Ama öncelikle medeniyet nedir? sorusuna cevap vermek lazım.

Medeniyet; “özetle, bütünlük fikri'dir: Yaratıcı, kâinât ve insan'dan oluşan hakîkat tasavvurunun ontolojik hiyerarşik düzeninin yerli yerince, tersyüz edilmeden kavranması, idrak ve ifade edilebilmesi çabasıdır.”

Eğer medeniyeti yukarıdaki gibi tanımlarsak “biz”im sorunumuzu da tanımlamış oluyoruz. Zira, "biz" bütünlük fikrini idrak edememiş durumdayız. Daha doğrusu idrak ettiğimiz dönemlerin uzağındayız. İdrak ile başlayıp ifade ile devam eden süreçlerde dünyaya sunduğumuz adelet ile huzur hala bulunduğumuz coğrafyalarda hatırlanırken, “biz”i “biz” yapan herşeyin artık tam tersi yönde ayrışmaların nedenleri olmaya başlaması ne büyük bir hezeyandır. Farklılıklarımızla bütünü tamamlarken artık o farklılar parçalanmamızın sebepleri oluverdi. Hem de hiçbir mantıklı neden yokken !

Tekrar idrak etmeye başlamamız durumunda ise medeniyetimizi hatırlayacağımıza kuşku yok. Bu unutkanlığa son vermeye ise bence çok az kaldı.

30 Haziran 2009

"Biz" nesilleri arasına karakediler girmiş zavallı bir yığınız. Geçmişimiz, bugünümüz ve yarınımız hep karma karışık, sisli ve belirsiz. Hep bir acele ile yaşarız ve tefekkür etmeyiz. Bunun sonucunda da ne geçmişten ders alır, ne bugünün keyfini süreriz ne de yarına umut ve güven içinde bakabiliriz.

Peki neden? Neden böyleyiz? Neden sadece birazcık hayatı yavaşlatıp düşünmüyoruz? Neden aksiyon insanımız çokken tefekkür insanımız ya da stratejistimiz hiç yok?

25 Nisan 2009

"Biz" lider toplumuyuz vesselam. Yani, liderine iteat eden, her daim bir lider arayan ve lideri iyi ise iyi olan bir toplumuz. Neden böyleyiz sorusuna kafa yormak yersiz. Bazı, özelliklerimizi olduğu gibi kabul etmemiz gerekir ve bu da o bazı özelliklerden biriz. Asıl kafa yormamız gereken, nasıl doğru liderlere kendimizi emanet edeceğimizdir.

Doğru liderler kimdir? Sorumuz bu olmalı. "Biz"den olmaktan utanmayan, kendini, çapını, geçmişini bilen, günü anlayan, idealist, biraz romantik, oldukça rasyonel ve en önemlisi tutarlı biri bizim için doğru liderdir.

Hâlbuki, 10 Kasım 1938'den beri yöneticilerimiz, yukarıdakilerin tam tersi özellikte oldu. Bazı özellikleri itibari ile kriterleri tutturanlar olduysa da genel itibari ile fiyasko bir yönetici profilimiz var. Zaten, bahsettiğim kriterlerin bir kısmını barındıranlar ise zaman zaman gerçekleştirdiğimiz küçük atılımların da mimarları oldular.

10 Mart 2009

"Biz"im, gençelerimize sahip çıkmamız lazım. Zaten, bugünümüz kayıp bir de yarınaları kayıp etmeyelim. Bugünlerimizin kayıp olmasının nedeni, nasıl dündekilerin "biz"e sahip çıkmamış olması ise, yarınları kayıp etmemizin nedeni de kendi gençlerimize sahip çıkmamamız olur.

Şu an, sahip olduğumuz genç insan profili büyük çarpıklıklarla birlikte büyük ümitleri beraber barındırıyor. Tıpkı büyük şehirlerimiz gibi. Lüks rezidantlar yanında boğaz manzaralı gecekonduların olmasına benzer bir durum.

Bir yandan sadece tüketmeyi, marka giymeyi, gezmeyi, geceleri çıkmaları hedef edinmiş bir gençlik ve tamamen özenti kalıplarla yaşayanlar, diğer yandan kültürünü bilen, entellektüel zevkleri olan, dünya ve ülkesine dair konulara kafa yoran, eziklik ve özentiden uzak, fedakârlık yapmaya hazır ama en önemlisi yarınlar için kendilerini feda edebilecek diğergâm gençler var.

Bize düşen bu iki tip arasında mümkün olan sayıda ikinci tipe ağırlık vermek, onlara imkan sağlamak, ikinci tip gibi olmayı özendirmektir.

28 Şubat 2009

"Biz" çok fevriyiz. Önünü ve arkasını düşünmediğimiz kararlar alıp hareket ediyoruz. Olayları, kolayken zor, zorken imkânsız yapıyoruz ama gidişatı bir anda imkânsızken mucezevi şekilde çevirebiliyoruz. Zaten, bizi özel bir toplum yapanda bu.

Maalesef, bu durumun en önemli yan etkisi ise, uzun vadeli pr0jeler ve fikirler gerektiren medeniyet unsurlarını yapılandırmamız mümkün olmuyor. Ani kararlarla ve ânı kurtarmaya yönelik bir toplumuz.

Göçebelik genlerimize işlemiş ve yerleşi yaşayan toplumlara ait olan medeniyet kurma olgusuna uzağız. Hayatımızın her pratiğine yansıyan bu durum yüzünden büüyk maddi kayıplara uğradığımız gibi dünyaya yöne verme iddiamızın da altını dolduramıyoruz.

Bu durumdan kurtulmamızın önündeki engelleri kaldırmak için şehirleşmeye ,ama göç yüzünden olan mecburi şehirleşme değil, önem vermeliyiz. Şehirlerde yetişen, uzun dönemde yetenekli insanların yetişmesine imkân veren bir eğitim sisteminden geçmiş nesillere ihtiyaç duyuyoruz. Bu süreç kısmen başladı ama şehirlerin kurumları da halâ idealden çok uzakta ve eğitim sistemimiz hem kör hem topal. Büyük yetenekleri keşfeden ve bu yetenekleri uygun alanlara yönlendiren bir sisteme ivedilikle ihtiyacım var.

Bizim sorunumuz sanıldığı gibi ekonomik değil. İhtiyacımız olan da doğal kaynaklar değil. İnkişafımız için gereken insan kaynağıdır. Ancak bu kanak sayesinde hem ekonomik hem de doğal kaynaklarımızı yönetebiliriz. Bu tür bir insanımız olmasa, şu an altlarında paha biçilmez doğal kaynakları olan ülkelerden bir farkımız olmaz.

18 Şubat 2009

"Biz"im kendimizi arama serüvenimizde en çok ihtiyaç duyduğumuz yolumuzu aydınlatacak insanlardır. Bu insanlar, büyük teorisyenler ve fikir erbaplarıdır. Geçmişini bilen, toplumun üstünde durduğu değerlere yabancı olmayan, dünyayı anlayan ve gelecekle ilgili idealist ve iyimser kişilere ihtiyaç çok büyüktür.

Aksiyon insalarını yetişterecek, onlara yön verecek ve aksiyonun ruhunu inşâa edececek bu teorisyenlerin yetişmesi için uygun iklim henüz yeterince oluşmamıştır. Bu iklimin temeli kendisi ile barışık ve özgüveni yüksek bir neslin gelmesidir. Daha sonra bu neslin temel eğitim ile yoğrulması ve geleceğe kendilerini hazırlamaları sağlanmalıdır.

Fikir üretmek, bu topraklarda her zaman çok zor olmuştur. Bu zorluğa rağmen, bahsettiğim bu teorisyenlerin yetişmesi çok kritiktir. Mevcut sistemi kökünden sorgulayan ve alternatifler önerebilen tutarlı insanların gelmesi ümidi ile...

29 Ocak 2009

"Biz", ciddi bir buhrandan çıkmış durumdayız. Artık, geleceğe bakma zamanımız geldi. Sıkıntılar, acziyetler, kan ve gözyaşı dolu iki yüzyıl yerini aydınlık, refah ve huzura bırakmak üzere.

Ha gayret....