27 Mayıs 2008

"Biz"im son birkaç neslimizin düşünce dünyası tarihte hiçbir benzeri olmayan bir asimilasyona maruz bırakıldı. Daha önce görülmemiş bazı teknolojik icatlar rutin hayatımızın parçası oldukça düşünce yapımız ve dünyayı algılayışımız değişti. Artık "biz" bizden öncekilerle aynı dünya da yaşamıyoruz. Kulaktan dolma olarak edindiğimiz ve uzun sürede gelen birçok bilgi artık hergün evlerimize anında ulaşıyor.Hayat pratiği ile idealize edilmiş olarak lanse edilen diğer dünya arasındaki farka maruz kalan genç bireyler ise tamamen bir çarpık kişiliğe büründü. Ruh dünyası ile tutkuları arasında bir tutarsızlık oluştu. Kendimize küçüklükten beri idealize edilen dünya ile etrafımızda gördüğümüz dünya arasındaki fark yüzünden neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamayacak orta bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünce dünyamız "biz"e ait değil artık. Ruhumuz ise kime ait değil belli değil. Sanki, "biz" orta Afrika'nın onsekizinci yüzyılında keşfedilmiş "ilkel" kabilesiyiz. "Biz"i "biz" yapan değerlerimiz artık hor görülen değerler ve ötekilerin getirdikleri ile temsil ettikleri ise ab-ı hayat.
"Biz" kimiz? Aslında bu sorunun kendimize soruyor olmamız bile vahim. Bu kadar süre sonra, gerekli olduğunu düşündüğüm bu sorunun aslında ne kadar vahim olduğunu fark etmem tam bir dram. Ruh dünyamızdan hareket ederek kendimizi tanımlamamız gerekliliği var iken, ruhumuzun aslında şeytanın elinde olduğunu fark edememem ise trajedi.
Kendimizi kayıp etmeden önce çocuklarımıza "biz"e ait olmayan değerlerin bu kadar kolay aşılanmasına bir an önce önlem almalıyız. Tabii, burada hemen akla başka bir hayati soru geliyor: Hangi değerler?

Hiç yorum yok: