"Biz" kendimizle yüzleşmeye korkuyoruz. Yüzleşmenin sonucunda kayıp ettiklerimizin neler olduğunu görmekten ise daha çok korkuyoruz. O yüzden tali nedenlerle, yüzleşmeyi hep erteliyoruz. Bu da, kayıp ettiklerimizin katlanmasına neden oluyor. Eskilerin deyişiyle, fasit daire (kısır döngü)ye sıkışıp kaldık.
Tabii ki, bundan kurtulmanın yolu/yolları var. Fakat, bu yolların işe yaraması için ihtiyacımız olan irade ve cesaret var mı? Bu soru, belki de tarihimiz boyunca karşılaştığımız en ciddi sorudur. Unutulmaması gereken çok önemli konu, şu an cihana hakim olan dünya görüşünün, hakimiyetimizi kırıp mevcut durumlarına gelmesi esnasında çektiği sıkıntının en az aynısını çekmeden, bu devranın lehimize dönmeyeceğidir. İlahi irade, dünyayı yaratırken ortaya koyduğu kurallar bunu gerektirmektedir. Tarihin "biz"e verdiği ip ucuna göre, büyük devran dönüşlerinde dönüşümün şafağı büyük entellekütel brikimler sayesinde başlamaktadır.
Şu an, naçizane kapasitemle gördüğüm kadar ile "biz", bu şafağın ilk anlarını yaşıyoruz ve sancılarını çekiyoruz. Entellektüel birikimimiz belli seviyeye ulaştığında artık gün ağıracak ve zaman bizim zamanımız olacaktır.
Bu noktada ihtiyaç olan, günün daha çabuk ağırması için bu tefekkür ufkuna kendi rengimizle nasıl katkı yapacağımızı bulmaktır.
03 Şubat 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder