08 Mart 2007

"Biz" bu blogun konusu. Ama blogun sahibi olarak ben, mevcut "biz"i mi tarif etme gayretindeyim yoksa parçası olmayı hayal ettiğim "biz"i mi bundan emin değilim artık? Sanırım ikisinden de biraz var.
Geçmiş yazılırımı da okuyorum zaman zaman. Öfkeyle yazılmış satırlar olduğu kadar salt mantıkla yazılanlar da var. Acaba okuyan kişiler kendilerinden ne bulacaklar bu satırlarda? Sanırım, hiçbir şey bulamayacaklar. Öyle ki; bu blogu yazıyor olmam dahi bir Don Kişot'luk başlı başına. Kendim ve "biz" ile olan kavgamı yine "biz" ile paylaşmanın, Don Kişot'un yel değirmenlerine saldırmasından farklı yönü nedir ki? Bir kahramanlık değil bu ya da aptallık. Sadece kütleye bir çivi çakma kaygısı. Bir beklenti peşinde ya da psikolojik rahatlama gayesinde de değilim. İnsanların duymak istemediklerini söylemekte gerekli bazen. Duymak, düşünmek ve hatta hissetmek istemesekte; var olan durumlar üstüne kafa yormak belki de yapmamız gereken ilk şey. Hayatın rutinlerine takılmak ve ikbalimize kilitlenmekle, cedlerimizin "biz"den çaldığı geleceği torunlarımıza nasıl verebiliriz? Atalarımıza etmediğimiz küfür yokken torunlarımızın "biz"e küfür etmemelerini sağlamak için bir gayret göstermemiz gerekmez mi?
Herkes benim gibi düşünmek zorunda değildir. Hatta hiç kimse benim gibi düşünmesin. Ama mutlaka düşünsün! Düşünmenin T.V'de dizi izlemekten daha zor olduğu bir gerçek fakat, çocuklarımıza onların hayatta kalması için gereken yiyecek, giyecek ve eğitimi sağlamak nasıl boynumuza borç ise, onlara bırakacağımız dünyanın inşaası için gerekli fikri altyapıyı kurmakta borçtur. Yoksa şu an "biz"im gibi parya olmaktan öteye gidemezler.
Çocuklarına, kendi ailelerinden miras aldıklarından daha iyi bir gelecek bırakmak isteyenlere selamlar olsun !

Hiç yorum yok: