"Biz" yollarımızı bile düz bir şekilde inşaa edemiyoruz. Uzun zamandır şehrimin yolları ve semt tasarımlarına bakıyorum ve tüm semtlerin ortak özelliği olarak gözüme çarpan yamuk yumuk olmaları. Bu sadece mimari de yeteneksiz olmamızla alakalı değil bence. Bu konunun, hayatı algılayışımız ve yaşam pratiklerimizle de ilintili olabilecek yönleri var. Hayatımızı hep acele yaşıyoruz. Acele karar verip uyguluyoruz ve kararlarımızın sonuçlarını da acelece bekliyoruz. İstediğimiz gibi sonuçlanacak durumları beklemeye tahammülüz yok ve sistemden ziyade sonuca odaklanmış durumdayız. Çok basit bir gerçek olan, sürekli sonuç almak için tutarlı bir sistemimizin olması gerekliliğini kavrayamıyoruz. Balık tutmayı öğrenmekle alakamız yok, balığa herhangi bir şekilde ama en kısa zamanda ulaşmak önemli. Halbuki, biraz bekliyerek uzun zamanda sadece balık değil ama balıklar tutmak mümkün.
Yalnız asıl vurgu yapmak istediğim nokta aceleciliğimizin eitk değerlerimizde neden olduğu erozyon. Sadece ne pahasına olursa olsun sonuç odaklılık toplumumuz tarafından kabul gören bir eğilim oldu. Artık hayatını adadıkları uzmanlık dalında söyleyecek sözleri olanlardan ziyade, kısa zamanda ve çoğu o anki şartların sayesinde "başarı"yı yakalamış kişilerin sözleri dinlenir oldu. "Genç ve başarılı" makbul ama başarı kriterleri ve neye göre başarı bu belli değil. Mesela, bu yolların böyle yamuk yapılması kimsenin umurunda değilken bunu yamuk yapan kişi muhtemelen kısa zaman sonra kazandığı para ile "başarılı" olarak algılanacak ve heryerde ahkâm kesmeye başlayacaktır.
Peki "biz"e ne olduda bu kadar sığlaştık? "Neden"ler üstüne kafa yormayı bıraktık. Kısa zamanda herhangi bir alanda, taraflı tarafsız herkesi şaşırtan adetâ mucivezi başarılara imza atanlar aramızdan çıkabiliyorken, bu başarılar neden bir anlık parıltıdan öteye geçemiyor ve aydınlıkları sürekli olamıyor? Dünya tarihinin en düzenli ve bir o kadarda kompleks sistemi ve hayat tarzından nasıl oldu da bu tek hücreli hayat tarzına indirgendik?
17 Mart 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
"niye bu acele?"ye verilecek bir cevap belki de hayatı ucundan tutup devam etmektir. işimize gelen sadece hayata tutunmak, gerisini düşünmemek, mevcut koşullardan "düzelir" ya da "böyle gelmiş böyle gider" diyerek kaçmaktır. sabrın ne olduğunu unutan bir "biz" olduk belki de. Hz. Mevlana'nin "Sabır kurtuluşun anahtarıdır." sözündeki manayı bir kenara bırakıp, sadece kurtuluşa yöneldik ya da yönlendirildik. önemli olanın "kurtuluş sanıldığı" sonuca ulaşmaktır sevdasına yenik düşüldü.. o sonucun "biz"leri neye, nereye ulaştırdığı ise koca bir soru işaretinden (ya da ünlemden) ibaret.
Yorum Gönder