14 Haziran 2007

“Biz”, kahraman(lar)ımızı bekliyoruz. Bundan önce bir yerlere ulaşmamızı sağlayan o üstün kişilerin, yine gelmesi ve “biz”i aydınlık, mutlu, müreffeh geleceğe taşımasını umuyoruz. Nasıl olsa, bir gün kahramanlarımız gelecek. Daha önce ne zaman sıkışsak ortaya çıktıkları gibi ortaya çıkıp “biz”i kurtaracaklar. Tıpkı Ergenekon’da, Malazgirt’te ve 1920’ler de olduğu gibi. Üstünde düşünüldüğün de örnekler arttırılabilir de.
Peki, basit insanlar olarak “biz”im üstümüze düşen hiç mi bir görev yok? O “kahraman”ların yetiştiği çevreyi yaratmak mesela. Onların hayat bulacakları maddi ve manevi iklimi şekillendirmek hiç mi sorumluluğumuz değil. Kollarımızı birbirine kavuşturarak ve bağdaş kurarak mı beklemeliyiz kahramanları?
Hatta niçin üstün kahramanlara ihtiyaç duyuyoruz? O kadar mı aciziz? Birey olarak birlikteliğimiz sayesinde beklentilerimize ulaşamaz mıyız? Kişilere bağlı olmaktan kurtulmak ve kurumların ön plana çıktığı bir yapı kurmak bu kadar mı zor?

Ama bu tür soruların cevabı için sanırım “biz kimiz” sorusuna cevap vermek gerekiyor. Sahi “biz” kimdik?

Hiç yorum yok: