"Biz", artık çekirdek aileler şeklinde yaşıyoruz. Hatta aileleri bir kenara bırakırsak yalnız çekirdek olarak yaşıyoruz. Zira, ne aile eski aile, ne de "biz" eski biziz. Herşeyimizle birlikte ailemizde değişiyor. Ailemizi çekirdekleştirdikçe ilerleyeceğini düşündüğümüz toplumsal yapımız, şu anda acaba kaçımızı tatmin eder nitelikte?
Şekilden ibaret değişiklikler yapmaya önce ailemizden başlamıştık. Garb'ın hayat pratiklerini şeklen kopyalamak belki kendimizi iyi hissettirecekti ve belki de bir gün onlar kadar ileriye gidebilecektik. Hayat pratiklerinin kopyalanması en kolay yönü ise ailemizdi. Ne de olsa elimizin altındaydı. Hikâye böyle başlamıştı. Ama şu an, bir düş olarak başlayan şey kâbusa döndü. Kim olduğumuzu unutmamızın temelini ailemizin olmayışı oluşturuyor. Bir aile çekirdek olursa ailemidir gerçekten? Ya da çekirdek ise ne kadar ailedir?
Toplumlar küçüldükçe kuvvetten düşmezler mi? En kolay yönetilenlerde o küçükler değil midir? Halbu ki; "biz" bilerek ve isteyerek moleküllerimize ayrıldık ve bu süreç devam ediyor. Bizzat ben bile teorik olarak karşı olduğum bu ayrışmanın pratikte uygulayıcısı olmaktayım.
Kendini bir yerlere ait hissetmek insanın doğasında vardır ve insan kendini ailesinden daha fazla nereye ait hissedebilir ki?
Aksi keşke mümkün olsa o zaman ütopyalarda ki toplumlar oluşturulabilirdi...
24 Eylül 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder