"Biz"i anlatmak artık bir ihtiyaç benim için. "Biz" diye bütün dillere girmiş bu zamir.Aslında çağrıştrdığı gibi, çoğul bir anlam ihtiva etmiyormuş. İnsan yaşadıkça bunu anlıyor. Sadece ve sadece küçük bir aidiyet ifade ediyor. O da belki... İfade ettiği sadece bir yığının fiziksel parçası olmak. Kaç kişi etrafındakilerle gerçekten "biz"i oluşturabiliyor? Gördüğüm sadece bir yalnızlık. Bazıları teselliyi gerçeği red ederek buluyor. Çoğunluk ise bu gerçeği görmüyor bile ve görmediği içinde aklına gelmiyor. Bunlar ne zaman ki; bir büyük olayla hayatı sarsılır ve "biz"e gerçekten ihtiyaç duyar, o zaman ani bir şok geçirir ve böylece gerçekle yüzleşir. Yığınlar halinde yaşıyor olmak "biz" olduğumuzu zannettiriyor "biz"e. Ama "biz" olduğumuz noktalar yanılgılarımız, aldanmalarımız ve inkarlarımız. Oturupta "biz" olmak için neler lazım diye maddeler halinde açıklayacak halim yok, zaten bu tür bir girişimde sadece ukalalık olur. Bunun çözümü olup olmadığını da bilmiyorum. Belki de önemli bile değildir. Ama beni kahreden yığınların önlerine geldiği gibi "biz" kelimesinin için doldurması.
Artık haykırmak istiyorum. "Biz" diye bir şey yok. Sadece birbirimize katlanıyoruz bu da bizi yığınlar halinde yaşamaya itiyor. Ne kadar çabuk yalnızlıklarımızla yüzleşilirse o kadar sağlıklı bir düzeye ulaşılır.
21 Eylül 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
Kendini tanıyan Rabbini tanır.
Otokritik demiş buna batılılar ve ancak 18. yüzyılda. Halbuki, biz de nefsin terbiyesi kavramının tarihi müslüman olmamızla başlar. Batılılar büyük acılar, kan ve gözyaşı ve tefekkür ile geldikleri nokta bize altın tepside sunulmuş. Belki de bundan dolayı kıymetini bilemiyoruz. Bildiğimiz zamalar Viyana önlerindeydik, unuttuğumuzda evimizi bile koruyamaz olduk.
Yorum Gönder